Yabancı..
Merhaba sevgili okurlar. Umarım gayet iyisinizdir, aslında bugün konuşmak istediğim konu başlıktan da anlayacağınız üzere Albert Camus'un Yabancı kitabı hakkında.
Sizlere okumadığım bir kitap hakkında yorum yapamayacağımdan bahsetmiştim, kitabı bir günde bitirdim fakat üzerine biraz düşünmek istedim. Aslında kitap hakkındaki düşüncelerimi yazıp yazmamak konusunda oldukça kararsızdım çünkü bildiğiniz üzere önceki yazıda kitaptan oldukça ümitliydim ve kendimden bir parça bulacağımdan çokça emindim.
Kendimden bir parça bulamamış olsa da bana öğrettiği bir şey oldu tabii..
o da;
benim aslında sandığım kadar umutsuz ve kayıtsız bir insan olmayışımdı.
Dürüst olacağım sizlere, belki de acımasızca eleştirmiş olacağım fakat o kadar büyük bir beklenti ve merak içindeymişim ki meğer sevgili Mustafa'nın bana yayında söylediklerini dahi unutuvermiştim!
Tüm beklentilerim, kitap hakkında duyduğum olumsuz yorumlara ve görüşlerine rağmen bitmemiş hatta neredeyse hiç etkilenmemiştim fakat kitabı okumaya başladığımda o kadar sıkıldım ki size anlatamam. Romanın kahramanı Meursault'u anlamaya ve her olaya onun gözünden bakmak için oldukça çaba gösterdim fakat bunu pekte başaramadım. O kadar karamsar ve boğucu geldi ki kısacık kitabı okuyup bitirdikten sonra saatlerce söylenip durdum, bu kayıtsızlığa ve umutsuzluğa hatta adeta boşa geçmiş heba olmuş bu ömre oldukça içerledim ve kızdım. Okuduğum şeyin sadece bir kitaptan ibaret olmadığını en iyi siz bilirsiniz sayın dostlarım..
Annesinin ölümüne dahi kayıtsız kalması ve bu kadar kolayca unutması hakkında bundan önceki yazıda olabildiğince olumlu ve anlayışlı yaklaşmıştım fakat kitabı okudukça tüm sözlerimi geri aldığımı size dürüstçe söyleyebilirim. Kitaptan elbette nefret duymadım hatta okuduğum için oldukça rahatlamış bir haldeyim çünkü yıllardır bu merak içinde yaşıyor ve her geçen gün bu kitap hakkında beklentim giderek artıyordu. Henüz sevgili Mustafa'nın bana önerdiği "Yazgı" isimli filmi izlemedim fakat onu en kısa zamanda izleyeceğim.. belki film hakkındaki görüşlerimi, duygu ve düşüncelerimi de zamanı geldiğinde sizinle paylaşırım.
Şimdi tekrar dönelim asıl konumuza.. kitapta sevmediğim bir diğer kısım ise ucunun açık bitmiş olmasıydı dostlarım. O kadar bekledim ki sayın Meursault'un idam cezasından sıyrılıp hayattan bir ders çıkardığı, biraz olsun yaşadığı bu münzevi ve bir o kadar da boş hayatın farkına varıp etrafındaki güzelliklere, önünde duran şanslara dönüp bakabilmesini, hatta gözünün önündeki o gri perdenin inmesini çok bekledim.
Maalesef pekte beklediğim gibi çıkmadı. Annesinin ölümüne dair hiçbir şey hissetmemesi, içinde hissettiyse dahi bunun kitapta bile belli edilmemesi ve annesinin kaybından hemen sonra hiçbir şey yaşanmamış gibi hayatına devam etmesi beni hem ürpertti hem şaşırttı fakat bir yandan da başka bir pencereden bakmama sebep oldu.. Annesi de Meursault'da birbirlerinin hayatından çıkalı çok olmuştu, belki de yokluğuna alıştığı an zaten annesini kaybetmişti.. Bu olanağı da çok düşündüm ve inanın bana oldukça mantıklı geldi.
Sonuçta bir insan, başka bir insanın varlığına da yokluğuna da alışabiliyor çünkü birisini kaybetmiş olmak için onun ölmesi gerekmez..
Bedeni hala yeryüzündedir ama sesi, duygu ve düşünceleri bize asla uğramaz hatta iki yabancıya dönüşür. Eğer olay tam da böyle ilerlemişse bir nebze olsun onu anlayabildiğim bir nokta var demektir.
Fakat Marie ile olan ilişkilerine yorum yapmak dahi istemiyorum, açık olayım okurlar.. Marie'yi oldukça sevdim ve benimsedim. Kimisine göre aşık olduğundan ötürü Meursault'a katlanıyordu gerçi bu aşksa adı katlanmak dahi olamazdı, değil mi?
Yani demem o ki sevgili Marie onu yanında istediği ve sevdiği için Meursault'un kollarına atıyordu kendisini. Oysa Meursault sevginin ve aşkın ne olduğunu bilmeyen sadece karşısında cinsel ihtiyaçlarını, görsel ve fiziksel tatminini karşılayan birisiydi.
Tabii tüm bu yazılanlar sadece kendi görüş ve düşüncelerimden ibaret.
Bir diğer değinmek istediğim şey ise anlamlandıramadığım ve bir sebep bulamadığım halde öldürdüğü o adamdı. Belki sessizce o pınardan uzaklaşmalı veya o adamdan olabildiğince uzak bir şekilde gölgede soluklanmalıydı. Bilemiyorum.. dediğim gibi adamı öldürmesinin haklı bir sebebi yoktu üstelik yanında arkadaşı diye gezindiği Raymond'un bile yapmayacağı bir şeye o durduk yere atıvermişti kendisini.
Belki de kitapta yaptığı tek doğru şey aldığı cezaya boyun eğmesiydi.
Hayata karşı olan bakış açısını hiç sevmemiş olsam da dediğim gibi kitaba karşı bir nefret ya da okuduğum için bir pişmanlık duymuyorum.
Belki Meursault biraz.. yaşamayı sevmeyen fakat nefes aldığı her günü kar sayan, her şeye kayıtsız ve umursamaz, vurdumduymaz, bencil ama bir o kadar da korkak insanlar içindir.. Evet korkak diyorum çünkü bir insan öldürmek, herhangi bir kadınla yatıp kalkmak veyahut birisini dövebilmek cesurca değildir, korkusuzluk hiç değildir.. aptallıktır sevgili dostlarım, insancıl dışı bir davranıştır.
Tüm bu söylediklerime korkusuzluk işareti olarak bakıyorsanız ne yazık size!
Henüz insan olamamışsınız, hayattan ve hiçbir güzellikten de haberiniz yoktur demektir bu..
Sevgili okurlar kitap hakkında düşüncelerim ve söyleyeceklerim kabaca tabirle bunlardan ibarettir, buraya dek sabırla okuduğunuz için teşekkürlerimi ve saygılarımı sunmak isterim.
Ve yazımı sonlandırmadan önce dile getirmek istediğim son bir şey var..
Bize hayatı sevdiren, örnek ve ışık aynı zamanda umut olan çocukların, çocuklarımızın katledilmemesi ve bu ışığın sönmemesi dileğiyle..
Sizi tüm sevgimle kucaklıyorum..
-S'
Yorumlar
Yorum Gönder