Hayat..

Nasıl bir his biliyor musunuz sevgili okurlar..

Her noktasını, her zerresini keşfetmek için can attığınız bir ada düşünün.. adı “hayat” olsun.

Adım attıkça her bir detayına aşık olduğunuzu, her bir zerresini ezberlemek istediğinizi düşünün..

Gözünüzün alabildiğince masmavi gökyüzünü, tertemiz havayı, yemyeşil ağaçları, rengarenk çiçekleri ve insanları..

Uçan kuşların hayat dolu cıvıltısını, çocuk kahkahalarını, el ele gezen, gözleri neşeyle parıldayan umut dolu yürekleri görün. Görebiliyor musunuz?

Denizin yosunla bütünleşmiş o eşsiz kokuyu doldurdunuz mu hiç dolu dolu, daha önce hiç koklamamışcasına?

Havada süzülen bambaşka anılar, hikayeler barındıran uçurtmaları, kuşların kanatlarındaki özgürlüğü..

Yüzünüzü sevgiyle okşayıp giden rüzgarı, vapurların kulaklarda yankılanan o gürültüsünü hissedebiliyor musunuz?

Bir de tüm bu güzelliklerin, “hayatın” tam da ortasında, denizin hırçınca kayaları okşayan sevgisini seyredalmış o aylak, münzeviyi ve kafasının tam tepesinde dolanan kara bulutları görebiliyor musunuz?

Tüm bu güzellikleri görmesine mani olan bulut, herkes gibi rengarenk bakamayan hüzün dolu gözlerini, tertemiz havaya karışan o leş sigara dumanını, o kokuyu alabiliyor musunuz?

Saydığım onca güzellikten sonra hiç sorguladınız mı böylesine cennet gibi bir yerde böyle birisinin ne işi var burada, böyle bir yerde nasıl bu hâle gelmiş diye?

 Sorgulamıyoruz dostlarım.. sorgulayamıyor hatta görmezden geliyoruz.

Yanından geçip gittiğimiz onca insan boğuluyor kendi denizinde, kimse elini uzatmıyor hatta omuz atıyorlar canice!

“Hayat” dediğimiz bu cennet görünümlü ada gözlerimizi güzellikleriyle kör etmiş veyahut onu insanoğlu olarak cehenneme çeviriyoruz yavaş yavaş..

Aylak aylak dolaşıp ölümü düşleyen o insan, bir zamanlar tıpkı o sahil kenarında neşeyle dolaşıp çiçekleri koklayan, uçurtmalar uçuran birisiydi, tıpkı sizin gibi!

Yüzünde zoraki bir gülümseme, gözlerinde sönmüş parıltı, dudağının kenarına yarım bir sigara, elleri soğuk, yüzü soluk, boş gibi duran ama aslında dolu olan gözler.. dolu olan bir kafa.

Bileklerinde yıldızları taşıyan o insanı, tanıyor musunuz?

 Ben tanıyorum doslarım, hem de o kadar yakından ki yüreğiniz sızlar!

Her aynaya baktığımda görüyorum o yüzü, her gün, her an benimle kafasındaki kara bulutlara kadar benimle..

 İnsan hiç kendine bile yabancı hissedebilir mi?

Hiçbir yere ait hissedememesi normal midir, ya da bu kadar kaybolmuş olması, hak mıdır bu insancağıza? 

 Bilirim, herkesin yarası kendinedir dostlarım.. ama görmemezlikten gelmeyin, tutun bu insanların elini.

Çünkü bir gün dönüp baktığınızda omuz atıp geçtiğiniz insanlar denizin dibinde, kara toprağın altında oluyorlar.. üzerinden aylar, yıllar geçiliyor ve unutuluyor, belki de hiç hatırlanmıyor..

Bırakmayın dostlarım, gözlerindeki parıltıyı kaybetmiş gönlü yaralı, bilekleri yıldızlarla dolu insanları bırakmayın..

-Hiç tanıma fırsatım olmayan, belki de hiç göremediğim Meleğin anısına..

Sevgilerim ile:

S.



Yorumlar

Popüler Yayınlar